Sanat Cephesi
E-posta Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.




Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


İsmail Hardal
Işık İnsanları
İsmail Hardal
Yüreğimdeki Desteler
Rabia Semra Yücel
Yüreğimdeki Desteler
Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Sosyalist Gerçekçilik
Asım Gönen

Yaşamın her döneminde sömüren ve sömürülen karşıtlığı bilim dışılık ve gerçek dışılıkla, bilim ve gerçeklik olgusunu karşı karşıya getirmiştir. Sömürülenin ne kadar bilim ve gerçeklik işine geliyorsa, sömürenin de bilim dışılık ve gerçek dışılık o kadar işine gelir. Burada bir konuyu ayırarak yazıma devam edeceğim. Bilim ve teknoloji burjuvazinin tekelinde kalmak koşuluyla ve onun çıkarlarının elverdiği ölçüler içerisine hapsedilerek, burjuvazi tarafından kontrol altına alınmak istenir. Çünkü bilimin yaygınlaşması, teknolojinin tüm toplumun refahı için geliştirilmesi, burjuvazinin çıkarlarını tehlikeye düşürür. Karşıt olarak emekçiler içinse,  bilimin yaygınlaşması ve teknolojinin burjuvazinin mülkiyetinden kurtulması, emekçilerin refahı ve özgürlüğü anlamına gelir. Bu aynı zamanda tüm insanlığın mutlu bir yaşama ve özgürlüğe kavuşması demektir. Yani burjuvazi işine geldiği ölçüde ve kontrol altında tutulmak kaydıyla bilimin gelişmesini ister. Ama tüm toplumun yararına olması, çıkarlarını tehlikeye düşüreceği için, bu noktadan sonrasını kısıtlamak zorunda kalır. 

Burjuvazi bir doğru veya gerçeklik için bir sürü doğru ve gerçeklik vardır, tek doğru yoktur der. Bundan kasıt emekçilerin bir doğru etrafındaki birliğini parçalamak ve her birini ürettiği pek çok gerçeklik ve doğru adına parçalara ayırarak, gücünü zayıflatmaktır. Bir sorunun çözümü için pek çok gerçeklik, pek çok doğru varmış havasının yaratılması, bir yalanın peşine takamadığı emekçiler için başka gerçeklikler uydurarak avlama ihtiyacındandır. Bundan dolayıdır ki emek cephesinde, hepsi emekten yanaymış gibi gösterilen pek çok sanatçı grubu ve sanat akımı gündeme getirilir. Öz olarak içinde bulunulan yaşam koşullarında ilericilik ve çıkarcılık adına burjuvazi ve işçi sınıfı iki sanat cephesine ayrılır. Emek cephesi bir bütün olduğu hâlde, burjuvazi cephesi bir değil, daha çok katmandan oluştuğu için, sanat alanında kendi adına değişik sanat anlayışı ve sanatçı gurupları meydana getirir. Emek cephesi bir bütün olduğu için böyle ayrımlara ve parçalanmalara ihtiyacı yoktur. Bu durum asla tek tip elbise gibi değerlendirilemez, kısırlaştırılamaz, kapsamı daraltılamaz. Emekçilerin ve tüm insanlığın sanatı olan sosyalist gerçekçiliğin, bir sorunun en doğru çözümünden başka çözümlere ve başka gerçeklikler üretmeye ihtiyacı olmadığı gibi, değişik sanat akımlarına da ihtiyacı yoktur.

Bu temelden başlayarak dergimizin birinci sayısında yer verdiğim “Tarihsel Süreç İçerisinde Sosyalist Gerçekçilik” yorumuma, “Sosyalist Gerçekçilik” yorumumla devam edeceğim.

Sosyalist gerçekçilikte yaratılan karakterler ve mücadele, bireylerin veya sınıfların içinde bulundukları koşullardan bağımsız ele alınmazlar. Bunun tersi bir durum, o olguyu gerçekliğin dışına itmek ve bilime ters düşmek anlamına gelir. Koşulları göz ardı etmek, bireyleri belirleyen asıl özü göz ardı etmek olur. Bu gerçekçi bir sanatçının gerçekçilik anlayışıyla bağdaşmaz. Çünkü her sanatçıya göre ayrı bir gerçekçilik yoktur.

Bilinen bir gerçekliktir. Kişiler içinde bulundukları koşulları değil, içinde bulunulan koşullar kişileri belirler. Sömürülen sınıf adına sömüren sınıfın yarattığı koşullar, emekçiler için bireysel olarak açlık, sefalet ve esaret demektir. Cahillik, işsizlik, sağlıksız bir ortamda yaşama, trafik sorunu, ulaşım, kendini ifade edememe vs, vs, bu durumla ilgilidir. Daha olumlu bir yaşam için bir emekçi ne yaparsa yapsın, kendini belirleyen koşulların elverdiğince yaşam ve kendini geliştirme olanağı elde eder. Bunun dışına çıkamaz. Koşulların kabuğunu kırarak özlemini çektiği bir yaşam biçimine ulaşması mümkün değildir.

Bireyler tek tek genel koşulları ve buna uygun bir yaşam standardı belirleyemeyeceklerine göre, o zaman koşulları kim belirler sorusu gelir akla. Sosyalist gerçekçilik, olumsuz koşullardan kurtulup olumlu koşullar içinde bireysel ve toplumsal gelişmenin önünü açmak için, koşulları değiştirme işinde, içinde bulunulan önceki koşulların ve o koşulları belirleyen sınıfın acı çektirdiği sınıfı güç olarak belirler. Çünkü yaşamın ortaya koyduğu gerçeklik budur. Koşulları değiştirme gücü, ancak ve ancak emekçilerin örgütlü gücü ve ihtiyacıdır.

Sosyalist gerçekçi her sanatçı, yaşamın bu özelliğini eserinin dışına itemeyeceği gibi, eserini bu temel kural çerçevesinde örgütler. Bugünkü ortamda iş, aş, insanca yaşam ve kendini ifade etme olanağı bulamayan, sevdiğine kavuşamayan, hırsızlık yapan, kötü yola düşen hiç kimseyi sosyalist gerçekçi hiçbir sanatçı, kapitalizmden, emperyalizmden ve onların son aşaması olan küreselleşmeden ayrı düşünemez. Bu olguların hepsinin sorumlusu bu olumsuz yaşam koşulları ve o koşulları belirleyen gerici güçlerdir.

Onun için Çernişevski bir malikânede kalfa olarak çalışan, ama kalfa olabilmek için malikâne sahiplerinin her türlü isteklerini karşılayan ahlaken de çökmüş ve kızından da aynı istekler için aynı şeyleri yapmasını isteyen kadından rahatsız olan okuyucularına “Nasıl Yapmalı” adlı eserinde:

 “Basiretli okuyucularım, biliyorum, bu kadının bu davranışlarından rahatsız oluyorsunuz. Ama hiç düşündünüz mü? O isteyerek ve kendiliğinden mi böyle oldu? Onu öyle aşağılık davranışlar göstermeye iten şey nedir? O nerelerden geçip gelerek böyle olmuştur?” der.

Benzer biçimde John Steınbeck, Gazap Üzümleri adlı yapıtında, tarım tekellerinin küçük çiftçilerin topraklarına el koymaları sırasında, bir tekel çalışanının, o çiftçilerden birinin arazisine dozerle girişi sırasında, kavgalarını canlandırırken, tekel çalışanına en son şu cevabı verdirir.

“Ben yalnızca emir kuluyum. Ben de senin gibi bir emekçiyim. Beni buraya tekel sahipleri gönderdi. Git mücadeleni onlara karşı ver.”

“İyi de, tekel dediğin kapıya asılmış bir levhadan ibaret. Ben gidip o levhayla mı kavga edeceğim?”

Bu temelde kurgulanıp gelişen eser, tekelci yapılanmanın biçim verdiği bir mücadeleye mi yaslanmaktadır, yoksa bir çiftçi ile bir tekel çalışanının genel durumdan kopuk, karşılıklı çatışmasına mı? Bu günlerde marketlere ilaç satma yetkisinin verileceği gündeme geliyor. Bu durumdan rahatsız olan bir eczacı, yanı başındaki bir market elemanlarıyla mı mücadele edecek, yoksa diğer eczacılarla karşısındaki örgütlü yapıya karşı örgütlü bir mücadeleye mi girecek? Olay kendi gerçekliği içerisinde kendi kurgusunu dayatmıyor mu? Yazara kalan bu kurguya önderlik etmektir. 

Yeri gelmişken Çernişevski’nin bir özelliğine değinmeden geçmeyeceğim. Her sanat akımı, yaşamdaki köklü değişim kendini gösterince ortaya çıkar. Örneğin, feodalizmin son dönemlerinde sanayi devrimine denk düşen eleştirel gerçekçilik, doğal gerçekçilik, kapitalizmin son dönemlerine denk düşen sosyalist gerçekçilik gibi. Çernişevski kendi yaşamı döneminde, bir sonraki yaşama denk düşen yaşam değişikliğinin akımının öncüsü olacağı yerde, ondan da sonraki yaşam değişikliğine denk düşecek, yani ufuktan sonraki ufkun sanat akımına öncülük edecek kadar ilerici bir tutum takınmıştır. Yani Çernişevski yarı köleci, yarı feodal bir toplumda eleştirel gerçekçi ya da doğal gerçekçi, ya da romantizm gibi akımlara denk düşen eserler vereceği yerde, sosyalist gerçekçi eser ya da eserler vermiştir. Yani o sosyalist gerçekçiliğin dâhiyane öncüsü olmuştur.

Pek çok burjuva aydın ya da yazar sosyalist gerçekçiliğin sanatı dar bir alana hapsettiği, sanatçının özgürlüğünü kısıtladığı iddiasında bulunur. Bu doğru değildir. Böyle bir yalana başvurmanın iki nedeni vardır. Birinci neden, bağlı olduğu sınıf adına hareket etme amacına yöneliktir. Hem sanatta tarafsızlığı savunur hem de bağlı olduğu sınıf adına sosyalist gerçekçilik için böylesi uyduruk bir yalana başvurur. İkinci neden, ideolojik, siyasal ve bilimsel olarak yeterli donanımı olmadığı için, bu donanımı ve inancı olanların derinlerden gelen o gürül gürül duygu yoğunluğuna, azmine ve emeğine sahip değildir. Bu yoksunluktan büyük eser çıkmayacağı ve bu konuyla ilgili çaba içine girse bile monoton, sıkıcı şeyler çıkaracağı için, siyasal, sosyal içerikli eser monotondur yalanına başvurmak zorunda kalır. Böylece kendi çalışmasında gördüğü olumsuzluğu, böylesi çaba içinde olan bu işin asıl sanatı ve sanatçıları için de görme yolunu seçer.

Sosyalist gerçekçilik ne sanatın alanını daraltır, ne de sanatçının özgürlüğünü kısıtlar. Sosyalist gerçekçi bir sanatçı, bulunduğu alandan bütün alanlara açar beyninin kapılarını. Bütün alanların zincirleme birbiriyle bağlantısından hareket eder. Bunun için gerekli donanımı kendinde biriktirir. Ne bir tekel sahibinin ve onu öyle yapan koşulların varlığını görmezden gelir, ne de doğal bir güzelliğin ya da felaketin acılarını diğer bağlantılarından koparır. Yaşamda her olgu diğer olgularla bağlantı hâlindedir. Bir trafik kazasında yol, hava koşulları, araç, sürücünün o anki durumu ne kadar etkiliyse, yolu, hava koşullarını, şoförün o anki durumunu, aracın durumunu vs. vs. belirleyen olgular da o kadar etkilidir. Bu olayı  resim, şiir, öykü gibi bir sanat dalıyla gündeme getirmek isteyen bir sanatçı, eserini bu bağlantılardan koparır da yalnızca kazanın acıları etrafında örgütlerse, eserini gerçeklikten koparmış olur. Bir eser gerçeklikten ne kadar uzaklaşırsa, estetik boyutundan da o kadar kaybeder. Çok kişi aşkın siyasetle ne ilgisi vardır der. Eğer toplumun tümünün mutlu olacağı bir siyaset, yani üretim ve paylaşım biçimi uygulansa, kişi hem ekonomik, hem kendi gelişimi bakımından yeterli düzeyde olacaktır. Bu ortamda evlilikler bilinçli olacağı gibi, birbirini sevenlerin önünde engel olmayacaktır. Ne ev, ne geçim derdi olmayacağı için ayrılık da söz konusu olmayacaktır.

Sosyalist gerçekçiliğe eleştiri getirenler, sanatın alanını bütün akımlarla birlikte görme alışkanlığında oldukları için, bu bütün içinde sosyalist gerçekçi kalmak ve o doğrultuda eserler vermek onlara göre sanatı dar bir alana sokmak anlamına geliyor. Aynı biçimde sanatçıyı da bu alanın dışına çıkamamak, dar alanda dar eserler vermekle suçluyorlar. Sosyalist gerçekçi sanatçı ne bir çiçeği görmezden gelir, ne de bir çölü. Ne bir akarsuyun şırıltısını duymazdan gelir, ne de ay ışığının sudaki şavkını görmezden. Bulunduğu yerden bütün noktalara uzatır duygularını ve düşüncelerini. Bütün noktalardan imgeler devşirir ve her noktayı olumsuzlayan etkenin karşısına olumlu olanı koyar. Aslında sanatçının bulunduğu alan diğer alanlardan asla kopuk değildir. Bütün alanları bulunduğu alana çevirmek üzere, bulunduğu alanda, yeryüzünün her tarafına serpecek tohumlar yetiştirir. O bulunduğu alandan kendi siyasî görüşüyle bütün alanları kapsar. Diğer alanlardaki çürümüşlüğü eserinden ayıkladığı gibi, oraları da bu çürümüşlükten kurtarmak için, kendi sağlıklı yapısını oralara  taşır ve oraları da kendine çevirme mücadelesi verir. O ne tek bir biçime bağlı kalır, ne de tek bir konuya. O her daldan meyve devşirir ve sofrasında bütün meyvelerin ayrı ayrı lezzeti vardır. Ama asla limanı belli olmayan dümensiz bir gemi değildir. O yelkenini açmış, rüzgâra karşı mücadelesini vererek limanına doğru yüzüp durur. Kulaçları eşitliğin, kardeşliğin, özgürlüğün ve tüm yeryüzü insanlarının mutlu yaşayacağı bir ideolojinin kulaçlarıdır.     

Sosyalist gerçekçi sanat her sorunun toplumsal yapıyla, yani üretim ve paylaşım biçimiyle ilgili olduğu gerçeğini ön plana çıkarır. Sorunun kaynağı, çözücü güç, çözüm yolu ve mücadelesi sanat eserinde açıkça belirgindir. Sosyalist gerçekçi eserlerde topluma yukarıdan kuş bakışı bakıp, yaşamı olumlu ve olumsuz yanlarıyla olduğu gibi görüntülemek yeterli değildir. Olumsuzlukların nedeni, çözüm yolu ve çözücü güç açıkça görüldüğü gibi, okuyucuyu da bu mücadelenin bir parçası durumuna getirir. Sosyalist gerçekçi sanatçı bilgi birikimi ve duygu yoğunluğu bakımından yeterli donanıma sahip olduğu için, eserine yansıyan, yüzeyden gelen hafif duygu kırıntıları değil, derinlerden gelen o büyük ruh yoğunluğunun dışa vurumu olacaktır. Ayrıca toplumun sorunlarını ve emekçilerin acılarını kendi acısı gibi hissedeceği ve halk ve ülke sevgisiyle de dolu olduğu için, sosyalist gerçekçi sanatçı, sanat adına gerekli olan her türlü veriyi de kendi benliğinde taşıyor olacaktır. Burada monotonluktan, mekaniklikten söz etmek yalandan ve temelsiz bir saldırıdan başka bir şey değildir.

Sosyalist gerçekçi sanatçı emekçilerden yanadır demiştim. Bu çerçevede tarafsızlık onun için aldatmacadır. Sosyalist gerçekçi sanatçının işçi sınıfından, emekten, halktan yana olması ille de onların acı çekmelerine üzüldüğünden dolayı değildir. Sanatçının kafasında tüm insanlığın mutlu yaşayacağı bir yaşam biçimi vardır. O yaşam biçiminin tüm insanlığa mal olması için gerekli olan güç, işte bu güçtür. İşçi sınıfı kendisi için insanca yaşanacak bir yaşam mücadelesi verirken, aynı zamanda bu mücadele tüm insanlığın insanca yaşayacağı bir yaşam biçimine denk düşmektedir. Bu güçle sanatçının ütopyası birleştiği için, sanatçı emekten yana tavır koyar. Bu tavrın asıl nedeni budur. Sosyalist gerçekçi sanatçılar yerelden ülke geneline, ülke genelinden evrenselliğe, tüm insanlığın insanca yaşayacağı bir yaşam için, tüm insanlığın özgürlüğü için mücadele eden karakterler yaratırlar. Bu karakterler özgürlük mücadelesi veren kitlelerden bağımsız değillerdir. 

Okuyucu okuduğu eserde çözümü bu mücadele içinde açıkça görür. Eserin özündeki gibi kendini edilgin değil, etken hisseder. Sosyalist gerçekçi eserler yaşamı daha olumlu yönde değiştirmeyi görev edindikleri için kapalı, içe dönük, anlaşılmaz değillerdir. Her imge özünü yaşamdan ve yaşam mücadelesi verenlerin her türlü hâl ve hareketlerinden aldığı için anlaşılır durumdadır.

Sosyalist gerçekçi anlayışta kişiler düzelirse yaşam düzelir anlayışı değil, yaşam düzelirse kişiler düzelir anlayışı öncüdür.

Sanat Cephesi Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi

2006 - 2018

Map