Sanat Cephesi
E-posta Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.




Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


İsmail Hardal
Işık İnsanları
İsmail Hardal
Yüreğimdeki Desteler
Rabia Semra Yücel
Yüreğimdeki Desteler
Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Sanatta ve Politikada Soldan Çıkanların Sefaleti
Turgay Ulu

Kapitalist toplumda sanatın politikadan ayrı olduğunu söylemek, burjuva iktidarının yarattığı kötülüklerin üstünü örtmek ve iktidarı yıpratan bir saldırıya dönüşmesini engellemek için üretilmiş bir söylemdir. Toplum içinde yaşayıp da kendini toplumun dışında varsaymak ne kadar mantıksız ise, toplum içinde yaşadığı hâlde kendisinin politika dışı olduğunu iddia etmek de o kadar mantıksızdır.

Sınıflar mücadelesinde sanat her zaman önemli roller oynamıştır. Toplumsal değişim evrelerinde sanatçıların, ilgili süreçteki iktidarların öfkesini üzerlerine çekmesinin nedeni, sanatın önüne geçilemez etkisidir. Sanatın bu toplumsal değişimi çok önceden haber vermesidir.

Sanat, anlatılmak istenen olguyu farklı içerik ve üsluplarla, daha esnek, daha hızlı ve etkili bir tarzda işleme avantajına sahiptir. Bu anlamıyla bilim ve diğer olgulara göre kitlelere nüfuz etme gücü daha fazladır. Ne var ki burjuva iktidarları kendilerini tahkim ettikten sonra, sanatı elit bir kesimin uğraş alanı hâline getirmeyi ve o çerçeve içinde sınırlandırmayı önemli oranda başarmıştır. Aslında sanatı elit bir kesimin uğraşı görme anlayışı yeni de değildir. Platon da sanat, eğitim vb. şeyleri yalnızca elit bir üst tabakanın uğraşı olarak tarif ediyordu.

Oysa sanat, insanın doğa ve toplumla olan çelişkileri üzerinden yaşam mücadelesi içinde bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Önce doğanın zorluklarını yenmek için, daha sonra da iktidarların zorbalıklarını yenmek için etkili bir silah olmuştur sanat. Bu nedenledir ki Picasso sanatı: “Sanat bizim için bir savaş enstrümanıdır.” biçiminde tanımlamıştır.

Şimdiye kadar yaşanan tüm sosyalizm denemelerinde, sanat ve sanatçılar, kitlelerin bilinçlenmesinde etkili bir rol oynamıştır. Türkiye’de de devrimci mücadelenin başlaması ve yükselmesi dönemlerinde sanatçı ve aydınların başrolleri oynadığını görüyoruz. Bu nedenledir ki devrimci sanatçılar, özellikle mücadelenin başlangıç ve yükseliş evrelerinde çok ağır bedeller ödemek durumunda kalmışlardır. Diğer yandan, ödenen bu ağır bedeller o sanatçıların ve aydınların nitelikli eserler üretmesine de ister istemez bir zemin oluşturmuştur. Bu yüzden birçok sanatçıdan: “Ben hapishane deneyimini yaşamamış olsaydım bu eserleri üretemezdim.” sözünü söylediklerini duyarız.

Sosyalizm denemelerinin başarı grafiği izlediği evrelerde, sosyalist gerçekçilik dünya çapında nitelik açısından en üst basamağına ulaşmıştır. Tüm dünyada gerek sanatçılar gerekse de bilimciler ve genel olarak aydınlar, kendilerini sosyalizm tanımı içinde ifade etmeye başlamışlardı. Sanatın bütün dalları etkili bir biçimde işletildiği için sosyalizm fikriyatının yayılması ciddî boyutlara ulaşmıştı. “Sanattan anlamaz.” denilen proletarya oldukça nitelikli sanat ürünleri ortaya çıkartıyordu. Bunu gören burjuvazi, bu alandaki geniş etkiyi kendi lehine çevirmek için bu alana para ve kadro aktarımı yapmaya başladı, “sol” içerikli sanat dergileri çıkartarak burada soldan devşirdiği sanatçıları istihdam etti. Bu sanatçılara yüksek miktarda maaşlar ödemekten çekinmedi. Amerika’nın finanse ettiği bu dergiler ve sanatçıların isimleri, aldıkları maaşların miktarı belgeleriyle birlikte ortaya çıktı.

Sosyalizm denemelerinde yaşanan geri düşüşten sonra artık burjuvazinin çok fazla iradi çaba göstermesine gerek kalmadan, soldan çıkan politikacılar ve sanatçılar kendiliklerinden karşı cepheye iltihak etmeye başladılar. Hem dünyanın diğer ülkelerinde ve hem de Türkiye’de büyük holdinglerin basın yayın, reklam, sanat vb. faaliyetlerinde eski solcular görev almaya başladılar, Karşı cepheye iltihak eden yalnızca soldan çıkan elemanların bireysel geçişi değildi. Bunlar giderken yanlarında, eski kimliklerine ait değer birikimlerini de harcamak üzere götürüyorlardı.

“Soğuk savaş” diye tanımlanan, sosyalizm ile kapitalizm arasında yaşanan ideolojik çatışma sürecinde emperyalistlerin propagandalarında kullandıkları söylem yığınının tamamı, sosyalizm denemelerinin geri düşüşü sonrasında eski solcular tarafından yeniden cilalanarak piyasaya sürülmeye başlandı.

Böylelikle, sosyalist gerçekçi sanat akımının geriye ittiği diğer sanat akımları yeni koşullarda yeniden ön plana çıkmaya başladı.

Soldan çıkan politikacılar ve sanatçılar, iltihak ettikleri sınıfın gözüne girmek ve daha fazla itibar görüp maddî ve manevî konumunu artırmak için içinden çıktıkları sosyalist kültüre karşı her türlü etik dışı yöntemleri kullanarak saldırmaya başladılar. Yıllar boyunca “eleştiri özgürlüğü” diye bağırıp duranların söylediklerine baktığımızda, aslında emperyalistlerin söylediklerini tekrarlamaktan başka bir şey söylemediklerini görüyoruz.

Burjuvazinin sözcülüğüne soyunmuş olan sanatçı ve yazarların oluşturdukları bakış açısı solun tabanında, özellikle devrimci hareket içinden sanatçılık ve yazarlık kulvarlarında iş yapmaya meyletmiş kesimlerde ciddî derecede etkiler yapmıştır.

Politika ve sanatın sınıflı toplumlarda, sınıflar üstü olamayacağı gerçeğinden hareket eden sosyalist gerçekçilik başından beri burjuvazi ve soldan çıkanlar tarafından; “dogmatik, tekdüze, slogancı, kaba vb.” biçiminde damgalandı. Oysa gerçekler bunun tam aksini gösteriyor.

Sosyalist gerçekçi sanat akımı, kendinden önceki tüm kültürel süreçleri ayrıntısına kadar   incelemiş ve öncellerine hem dayanmıştır hem de onları aşmıştır.1 Sosyalizm denemelerinin yaşandığı yerlerde sanatçı birlikleri kurularak, önceki kültürel birikimler hem yapıtlar açısından hem de bu yapıtları ortaya çıkartan yazar ve sanatçıların yaşam serüvenleri açısından ele alınarak bütün yünleriyle incelenmiştir. Soldan çıkanların söyledikleri gibi kuru bir sanat ortamı yoktur. Fütürizm, sürrealizm, konstrüktivizm, gerçekçilik vb. tüm sanat akımları en canlı biçimiyle tartışılmıştır. Sonunda sosyalist gerçekçilikte karar kılan birçok sanatçının daha önce kendilerini diğer sanat akımları içinde tanımladığı biliniyor. Nazım Hikmet, Sovyetler Birliği’ne gittiğinde kendisini diğer sanat akımları içinde tanımlıyordu. Daha sonra bu akımların hangi anlamlara geldiğini iyice anladıktan sonra sosyalist gerçekçiliğin etkin bir temsilcisi olmuştur. Gene buna benzer bir biçimde Lunaçarski örneği vardır. Sosyalizm denemelerinin yaşandığı dönemlerde neredeyse tartışılmayan akım kalmamıştır.

Elbette ki sosyalist denemelerin yaşandığı dönemlerde çok sayıda hatalı ve yanlış yöntem ve uygulamalar da olmuştur. Olması da olağandır. Hatalar sosyalist gerçekçi yöntemin süzgecinden ayrıntılı geçtikçe ortadan kalkmaya başlamıştır. Mesela, bir dönem sipariş üzerine eser üretmek gibi hatalı bir yöntem izlenmiştir. Fakat bu yöntem sanatçılar ve parti içindeki kadrolar tarafından yoğun bir tepki aldığında Proleter Yazarlar Birliği bu sorunu etraflı bir biçimde tartışarak siparişle eser üretme yöntemini ortadan kaldırmıştır.

* * *

Osmanlı döneminde de Cumhuriyet döneminde de, sanat ve kültür alanında bir taklitçilik yöntemi vardı. Burjuvazinin gelişmesiyle ortaya çıkan gerçekçilik akımıyla daha tanışmadan Serveti Fünûn edebiyatçıları, Fransa’da tartışılmakta olan gerçeküstücülüğü taklit etmeye uğraşmışlardı.

Taklitçilik yöntemi başından beri sol hareketler içinde de vücut bulmuştur. Kadrolarını bilimsel Marksizm’le yeterince donatmayan devrimci hareketlerin içinden kültür sanat üretimine yönelen kadrolar çok kolay bir biçimde Marksizm ve sosyalist gerçekçilik karşıtı bir kulvara sürüklenmişlerdir. Bu yönelim de aslında taklitçilik yönteminin başka biçimde ortaya çıkan bir görünümüdür. Dünya çapında sürdürülen sosyalizm karşıtı propagandanın bir taklidiydi söz konusu olan. Sosyalizm denemelerinde ortaya çıkan hatalı pratiklerin dayanak olarak kullanılması yalnızca bir bahaneydi.

Yenilgi dönemlerinin tipik özelliği olan sola ve sosyalist gerçekçiliğe küfretme hastalığı tarih içindeki en üst aşamasına yükselmiş durumdadır. Yeni akım bulma modası2 baş göstermiştir. Oysa sanat akımlarının ortaya çıkmasının maddî koşullarla kopartılamaz bir ilintisi vardır. Toplumsal-maddî koşullardan bağımsız olarak, salt keyfî, iradî yöntemle ortaya atılan yeni akım iddiaları uzun erimli olarak yaşamın zorunlulukları karşısında tutunamayarak zaman içinde silikleşip kaybolmaya yüz tutmuştur.

Politikada, “artık sınıfların ortadan kalktığı” iddiası ne kadar keyfî ve soyut bir değerlendirmeyse, sanatta da “sosyalist gerçekçiliğin aşıldığı” iddiası o kadar dayanaksız ve keyfidir. Hatta art niyetlidir. Kapitalizmin krizlerinin görünür aşamalarda seyrettiği dönemlerde dünya çapında Marksizm’e olan ilgi gerçeklerin görmezden gelinmesinin sonsuza kadar sürmeyeceğini kanıtlamış ve soldan çıkanların şaşkınlığıyla karşılanmıştır. Bu gerçeklikler karşısında soldan çıkan yazar ve sanatçıların adeta dili tutulmuştur. Sadece, “Kapitalizm krizini aşacak yeni kanallar bulur.” avuntusunu yinelemişlerdir.

Konuyu somut örneklemelerle tartışacak olursak, tek tek sosyalist gerçekçi sanatçıların eserlerinden örnekler verebiliriz. Şimdi soldan çıkan yazar ve sanatçılara soruyoruz. Mesela şiir cephesinde sosyalist gerçekçilerin nasıl dogmatik, imgesiz vb. olduklarını bize kanıtlayın. Nâzım Hikmet’in, Ahmet Arif’in, Can Yücel, Enver Gökçe veya Adnan Yücel’in şiirlerinin neresi dogmatik, neresi slogancıdır.

Yukarıda adını andığımız şairlerin eserlerini incelediğimizde mesela en sade sözcüklerle yazan Ahmet Arif’in ya da Enver Gökçe’nin şiirleri birer imge tufanıdır. Ne diyor Enver Gökçe, rastgele aklımıza gelen mısralarını sıralayalım: “Bugün görüş günümüz / Dost kardeş bir arada / Telden tele / Mendil salla el salla / Merhaba ! / İzin olsun hapishane içinde / Seni / Senden sormalara doyamam / Yarım döner cıgaranın ateşi / Gitme dayanamam “ Kim bu şiirlerin imgesiz olduğunu iddia edebilir? Eğer imgeyi anlaşılmaz sözcükler ve gizemli ifadeler olarak tanımlıyorsanız o zaman her saçmalık, her anlaşılmazlık bir imge olur çıkar. İmge ile nesnel gerçekliği inkâra varan fantezileri birbirine karıştırmamalı.

Soldan çıkanların statükocu olarak tanımladıkları sosyalist gerçekçiliğin böyle olmadığına ilişkin olarak Adnan Yücel’in şiirlerinden örnek verebiliriz: “ne kırlarda direnen çiçekler  ne kentlerde devleşen öfkeler /  henüz elveda demediler. / bitmedi daha sürüyor o kavga / ve sürecek / yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!” gibi ifadeler kurulu düzene, kurulu ahlak anlayışına karşı bir yıkıcı saldırıdır. Basitmiş gibi görünen sözcükler, şiir örgüsü içinde bir su gibi akarlar ve insanların bilincinde kalıcı izler bırakırlar.

Şimdi de yeni akım bulma hastalığına tutulmuş olan soldan çıkanlardan örnekler verelim. Kalıpların dışına çıkmak gibi iradî bir çaba içinde olan Ağır Ol Bay Düz Yazı adlı şiir dergisinde, sözümüz meclisten dışarı “sıçma” olayını anlatan bir şiir vardı. Cezaevi koşullarında arşiv oluşturma olanağımız olmadığı için sözcükleri birebir aklımızda değil ama ana tema şöyleydi: “ıkındı ıkındı/işte o ilahi ses geldi/tıs tıs/lok lok lok..” şimdi bu şiirde imge var mı? Ya da kalıpları kırmak böyle mi olur? Sosyalist gerçekçiliği aşıp, kalıpları kırarak ancak kenefe varılabiliniyormuş demek ki.

Bazı harfleri kullanmadan yazan, çoklu özneleri esas alan, başlangıç ve sonu olmayan, yer yurt, zamanın belli olmadığı tarzda yazan, aynı karakteri bazen erkek bazen kadın yapan yazarların eserleri soldan çıkanlar tarafından taklit edilmeye çalışılmaktadır. Bunun adına da kalıpları kırmak denilmektedir. Aslında taklit yöntemiyle yeni kalıplar oluşturduklarının farkında değil bunlar. Sosyalist gerçekçiliğe karşı olmak kalıp kırmak olarak algılanmaktadır. Bunun adı olsa olsa sınıfsal tercihini değiştirmek olur. Kalıp kırmak olmaz.

Soldan çıkanlar kendilerini sıradanlık, abartılı öznellik, fasit bunalım, sapkın cinsellik, kötümserlik, boşluk ve hiçlik kalıpları içine hapsetmişlerdir. Bu kalıplarla kültür sanat ve politika ortamının burjuvazinin istediği yönde gitmesine yardımcı olmaktadırlar. Soldan çıkanların böyle bir kültürsüzleşme içine girmelerinde sanat, estetik, politika bütünlüğünü doğru zeminde kuramayan devrimci hareketin de payı olduğu söylenmelidir.

 

5 Ocak 2010

2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi Kandıra-Kocaeli

            Dipnotlar:

1  Marksizm’in ortaya çıkması da böyledir. Marksizm, kendinden önceki tüm kültürel birikimi hem içermiş ama avnı zamanda onları asmıştır.

2  Ayrıntılı bilgi için bkz. Sanat Cephesi, Sayı: 1, Kemâl Kök’ün yazısı.

Sanat Cephesi Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi

2006 - 2018

Map