Sanat Cephesi
E-posta Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.




Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


İsmail Hardal
Işık İnsanları
İsmail Hardal
Yüreğimdeki Desteler
Rabia Semra Yücel
Yüreğimdeki Desteler
Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Haklı Olmak Zor
Hüseyin Gül

“Yaşamın içindeki çelişkiler, doğanın acımasız bir gerçeği midir yoksa aklımızın karanlığında kalmış, derin bir aydınlığın çözülerek duygularımıza ışıyıp yansıması ve yaşanması için umutla beklenen bir gelecek midir?” 

Tüm renklerin açılıp saçıldığı ve yaşamın dolup taştığı bir yaz günüydü. Kır evinin bahçesindeki otların arasında bir yılan yavrusu ve sarı tüylü bir kedi oyun oynar gibiydiler. Aslında kedi av peşinde ve yılan can derdindeydi. Kedi, sivri tırnaklı pençesini vurup vurup çekiyor. İleri, geri hareketlerle avının etrafında, güçlü olmanın verdiği bir mutlulukla dönüyordu. Yılan tam gitmek isterken, yeni bir darbeyle sersemleyip yerinde kaldı. 25-30 cm boyundaki bu yavru yılan, şaşkınlık ve çaresizlik içindeydi. Kedi ise müthiş bir güvenle, kendine emin bir şekilde geri çekilip, otların içinde arka ayaklarının üstüne oturdu. Hafifçe kuyruğunu sallarken havası yerindeydi.

Zavallı yılan, içecek su ararken çatmıştı bu belâya. Böyle bir yaratık hiç görmemişti. “Nereden çıktı bu canavar” diye şaşırmıştı. Hasmının bir yerinden ısırıp kendini kurtarmak istiyor ama nasıl yapacağını bilemiyordu. Tam kendini toparlayıp kaçmak isterken, kedi, dişleriyle belinden kavradı ve silkeleyip attı.

Evet, yılan çaresizlik içinde, gücü ve umudu iyice tükenmişti. Yapacak bir şeyi yoktu ve teslim olmuştu. Gene de son darbeyi geciktirmedi kedi. Sivri dişlerini yavru yılanın ensesine geçirdi. İşte o anda, tüm acılarıyla birlikte her şey uçup gitmiş ve rahatlamıştı yavru yılan. Karanlık bir sessizliğin içine bırakmıştı kendini. 

Yaşam güzel ama doğanın elinde bir oyuncak ve acımasızdı ölüm.

Arayıp bulamadığı bir içim suya hasret gitmişti yılan?

Bu olayla birlikte, doğanın dengesini değil, yaşamın çaresizlik ve acımasızlık içindeki dengesizliğini gördü Veli. Bu ilginç olayı merakla izlemiş ve garip duygular içinde kalmıştı. Soru işaretlerine takılan düşüncelerini kurtaramıyordu. Doğanın oyunumuydu, bir canlı, başka bir canlıyı, oyun oynar gibi acımadan öldürebiliyordu. 

“Yok ..” dedi.

“Yapacak bir şey yok” diye.

Hayvanın hayvana yaptığına bakıp, yavru yılana acımıştı.

“Güçsüz olmak zor” dedi.

İnsanın hayvana..

Ve insanın, insana yaptığını düşünürken;

Nasıl olduysa anlayamadı, aksakallı, acayip kıyafetli ve iriyarı, hayalet bir adam sessizce, Veli’nin yanına, banka oturdu. Yüzü bulut, gözleri yağmurdu sanki, az gülüp, çok ağlamış, dokunsan daha ağlayacak gibi. Üstelik yorgun görünüyordu. Dudakları ve mimikleri oynamadan konuşuyor. Sadece onun duymasını istiyor olmalıydı. İşaret parmağını Veli’ye doğrultmuş;

“Bak evlat..” diyordu. 

“Taşları yontup sivrilttiniz, cilalayıp kestirdiniz. Mızrak ve ok yapmasını öğrendiniz. Kılıçtı, gülleydi derken, delikli demirle bu günlere geldiniz. Haklı olmak değil, güçlü olmayı düşündünüz. Sevgi ve acıma duygularınızı köreltip yok ettiniz.

Şeytan yardımcınız olsun “ dedi.

Veli çok üzülmüştü, adamın;

“Şeytan yardımcınız olsun” demesine. Kalktı ve düşüncelerini toparlayıp sakinleşmek için denize doğru yürüdü.

Plaja gelmişti, gömleğini çıkarıp kenara koydu ve denize girdi. Yürüdükçe berrak suda, küçücük balıklar sürü sürü önünden kaçıyorlardı. Bin bir çeşit canlı, allı, morlu, mavi gölgeli ışıklar içinde donanmış koca bir dünya ve bir birini yiyip bitirdikçe sürüp giden esrarengiz bir yaşam vardı denizde.

 “Büyük balık küçük balığı yer diyorlar. İyi de küçük balık ve daha daha küçük olursa ne yer, ne içer?” diye düşündü.

“Balık olmak da zor” diye acıdı küçük balıklara. 

Denizden çıktı. Gömleğini giyip, sahil boyunca yürüdü. O kadar dalgındı ki;

“Hop hop” dedi öfkeli bir ses.

Ayaklarına takılan su dolu bir kovayı, devrildikten sonra görebilmişti Veli.

Kovanın içindeki balıklar kızgın kumun üstüne savrulmuş, tavaya girmiş gibi zıplıyorlardı. Balık tutucu şaşırdı, hızla taburesinden kalktı ve öfkeyle.

“Manyak mısın be adam” dedi ve onu, olanca gücüyle kumların üstüne itti.

Küfürle karışık bağırıp çağırırken, bir yandan da balıkları topluyordu.

Yere düşen Veli, karşısındakinin kaba davranışı ve küfürlerinden fena halde bozulmuş, öfkeyle ona bakıyordu. Baştan aşağıya şöyle bir süzdü. “Hangimiz büyük balık acaba?” diye aklından geçirdi. Aşağı yukarı kendi yaşında, iri kıyılmış biriydi. Hiç sesini çıkarmadan kalktı;

“İnsan olmak zor” dedi.

Ve öfkeyle üstünü silkeleyip, oradan uzaklaştı.

 Sakinleşmek için bir kenara çekilip, uzun süre denizi seyretti. Suyun yüzünde yansıyan renkli ışıklara ve ufak, ufak kımıldayan dalgalara baktı. Deniz deyince insanın aklına balık ve yosun geliyordu. Balıkları düşündü.

Doğayı tümüyle birlikte sorgulamaya ve hikmeti nedir diye anlamaya çalışıyordu. Varsa, anlaşılsın istiyordu yaşam hakkı nedir? Garip bir duygusallık içine düştü.                 

“Haklı olmak zor” dedi.

Balık tutanlara baktı. Boğazına çengelli bir iğneyi takıp çektikleri balık, oltanın ucunda çırpınıp, sallanırken ne kadar mutlu olduklarını ve anlamsız bir şekilde güldüklerini gördü. 

Az önce, bankta beraber oturduğu ve daha sonra yanından ayrıldığı aksakallı ve acayip kılıklı adam ile birlikte olduğunu fark etti. Yarım kalan konuşmasına sürdürmek istiyordu. Önceden yaptığı gibi işaret parmağını doğrulttu, dudakları kıpırdamadan ve kelimeleri ağırdan, ağırdan alıp;

“Bak evlat..” diye başladı;

“Dünya döner ben dönerim. Âdem ya da maymuna kadar değil ama sizi tanıdığım ilk günden beri günlüğünüzü tutuyorum. Ne yazık ki yazdıklarımı okuyan yok. Ne zulümler ve ölümler gördüm. İnsan, insanı nasıl asıp, keser, yakar diyorsunuz ama çok geçmeden de unutuyorsunuz.”

Sakallı adam sustu ve sonra, üstüne basa basa;

“Yazdıklarım okunsun” dedi ve konuşmasını sürdürdü;

“Zavallı hayvanların acılarına dayalı eğlence anlayışınızı görüyorum. Deve güreşleri, horoz dövüşleri ve burnuna halka takarak oynatıp gezdirdiğiniz ayılar.. Duygularınızı böyle besliyor, sonra da yavru yılan neden öldü diye oturup üzülüyorsunuz.”

Sakallı adam oldukça ağır konuşmuştu. Veli onun söylediklerine hak veriyordu ancak, bir noktaya açıklık getirmek için adamın sözünü kesti.

“Haklısınız” dedi

Parmağını aynen ona doğru uzattı ve onun gibi;

“Bak üstat..” diye başladı.

“Sizinle birlikte ama ayrı günlük tutanlar var. Bunların etkisiyle, gerçeklerin dışına çıkıp, insanları yanıltıyorsunuz. İşte gördüğümüz gibi güçlü ve haklı olan olanlar “ dedi.

Farklı bir şey oldu sanki, sakallı adam gülümsedi ve

“Haklısın..” derken dudakları kıpırdadı;

“Balık mı, olta mı olmak istersin?” diye sordu.

“Ne balık, ne olta..”

“Öyleyse ..”

“Deniz olunmalı..” dedi.

“Deniz olunmalı” dedi.

“Damlaya, damlaya Deniz olunmalı “ dedi Veli.

Aksakallı, acayip kılıklı adam günlüğüne yazdı;

“DENİZ OLUNMALI”

Sanat Cephesi Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi

2006 - 2018

Map