Sanat Cephesi
E-posta Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.




Sanat Cephesi Çağrısı
Sanat Cephesi Çağrısı


İsmail Hardal
Işık İnsanları
İsmail Hardal
Yüreğimdeki Desteler
Rabia Semra Yücel
Yüreğimdeki Desteler
Emeğin Ressamı
Avni Memedoğlu
Avni Memedoğlu
Yalancı Baharın Çiçekleri
Yalancı Baharın Çiçekleri
Sharbat Gula
Sharbat Gula
Karmat ile Arbatan
Karmat ile Arbatan
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansı Tebliğleri
Sanat Estetik Politika Kültür-Sanat Konferansi Tebligleri
Her Görüntü Bir Geçittir (Eski-Yeni)
Musa Şanak

Yannis Ritsos, “Her sözcük bir geçittir.” diyor bir şiirinde. Ben de bu dizeden esinlenerek “HER GÖRÜNTÜ BİR GEÇİTTİR” diyebilirim.

Hayatın akışı içinde karşılaştığımız her görüntü ruhsal ve düşünsel olarak bizleri etkiler. Bu etkileme farklı düzeylerde ve farklı biçimlerde gerçekleşir. Kimi zaman çok hızlı ve çok güçlü bir etkileme ve sürükleme durumu olabilir. Örneğin; aldığım bir mektubun altına çizilen minik bir elin görüntüsü, tanıdık bir kişiye ait bir gazete haberindeki bir fotoğraf karesi, yakından tanıdığın bir yöreye ilişkin bir kamera görüntüsü beni derinden ve hızla etkisi altına alabilir. Bir görüntünün etkisine kapılıp hızlı ve heyecan dolu bir zaman yolculuğuna çıkmak, görüntülerin de birer geçit olduğunu göstermez mi?

Üç gün önce bir televizyon haberinde İstanbul Gülsuyu’ndaki Gülensu İlköğretim Okulu gösterildi. Haberde okula yönelik bir yıkım girişimi konu edilmişti. Okulun görüntüleriyle birlikte çevresinden geniş bir bölümünün görüntüleri de aktarılmıştı.

İzlediğim haber ve bu haberde yansıtılan görüntüler beni yıllar öncesine götürdü. Zira Gülsuyu ve Gülensu ile güçlü bağlarım vardı. Buraları çok iyi biliyordum. Birçok tanıdığımın, çok yakın dostlarımın yaşadığı bir bölgeydi burası. On sekiz yıldır cezaevindeyim. Dolayısıyla on sekiz yıldır hiç gidememiştim buralara.

Aziz bir dost olarak addettiğim Nusret Ateş adlı öğretmen bir arkadaşım Gülensu’da oturuyor. Yanılmıyorsam uzun bir süre adı geçen okulda öğretmenlik, hatta müdürlük yaptı. Nusret’in yeğenleri ve çocukları bu okulda okudular. Nusret ile arkadaşlığımız hayli eskiye dayanıyor. 1980’li yılların başlarında birlikte Van 100. Yıl Üniversitesi Eğitim Yüksek Okulu’nda okuduk. Aynı zamanda hemşeriyiz. Nusret’le en son 20 yıl önce kucaklaşmıştık. Ben cezaevine düştükten sonra iki üç kez ziyaretime geldi. Üç yıl öncesine kadar düzenli olarak mektuplaşıyorduk. Ne olduysa birden kesildi mektupları. Nedenini çok merak etsem de bunu kendisine soramadım. Sadece yılda bir iki kart yollayarak hâlâ tüm kalbimle onu düşündüğümü, onunla yazışmak istediğimi hissettirmek istedim.

Gülensu İlköğretim Okulu’nun görüntüleri ilk olarak dostum Nusret’i aklıma getirdi. Görüntülerin önümde açtığı geçitten ilerlerken aziz dostumu düşündüm. Yıllardır büründüğü sessizliğin nedenlerini sorgulamaya çalıştım. Sesini duyasım ve ona dokunasım geldi. Fark ettim ki ona yönelik büyük bir özlem birikmiş içimde. Onu bahar gibi, bahara damgasını vuran renkler ve kokular gibi özlediğimi fark ettim. İçimden onunla söyleştim. Bu duygularımı şu dizelerle kâğıda döktüm:

 

ÖZLEDİM

Özledim dostu ve denizi

yeşil gibi

al gibi

mavi gibi…

Şimdi  o da özlemiş dedim

hava gibi

su gibi

ışık gibi…

İçimden söyleştim onunla…

İlgimi çeken önemli bir nokta da haberde yansıtılan geniş görüntüler ile anılarımdaki eski görüntüler arasında ciddî farklılığın oluşuydu. Eski Gülensu ve Gülsuyu yenisine göre çok farklıydılar. Eskinin müstakil ve bahçeli gecekondularından eser kalmamıştı. Yüksek binalar, dev bloklar ve alışveriş merkezleri ve bunları simgeleyen reklam panoları ile doluydu her yer. İçimden eski görüntüler canlandıkça, eski ile yeni yapılar arasında bir karşılaştırma yapma ihtiyacı duydum. Bu karşılaştırmanın ifadesini bulduğu dizeler şunlar:

 

ESKİ-YENİ

Eskiden

elma armuda

şeftali kayısıya komşuydu burada

gül biterdi kayada

 

Şimdi

koca bir binanın orta katında

payıma düşmüş daracık bir oda

kopkoyu karanlıktır o da…

 

Sanırım son yıllarda gerek çağdaş yapılar inşa etme gerekse de “kentsel dönüşüm” adı altında ciddî bir çevresel yıkım gerçekleştirilmiş ve doğaya yabancı ölü kentler yaratılmıştır. Ağaçlık ve yeşil alanlar neredeyse parklar ve mezarlıklarla sınırlandırılmış ve buralar üzerinde de ciddî bir rant savaşı verilmektedir.

O “çarpık kentleşme” örneği olarak gösterilen gecekonduların doğaya daha yakın olduklarını düşündüm görüntüleri izlerken. O gecekonduların önlerindeki bahçelerde birçok meyve ağacı türü yetiştiriliyordu, sebze yetiştiriliyordu ve bu gecekonduların etrafında gerçekten de kayalardan gül biterdi.

“ESKİ-YENİ” şiiri son yirmi yılda yaşanan kentsel/çevresel değişimin bende bıraktığı izlenimlerin bir ifadesidir. Bu izlenimlerin ne kadar gerçekçi ya da gerçek dışı olduğunu bilemem. Benim için önemli olan, o an ne hissettiğimdi…

Dostluğa ve doğaya özlemimi depreştiren bu görüntülerin katkısıyla son olarak “ESKİ-YENİ”nin arasındaki tire (-) işaretini kaldırdım, birleşik bir sözcük yaratıp onu işlemeye çalıştım. Ortaya şöyle bir sonuç çıktı:

 

ESKİYENİ

Kimisi alır çöpe atar

kimisi antika der satar

eskiyeni

 

Ben ikiye bölerim

bir eski

bir yeni çıkarırım ondan

 

Gönderirim

eskiyi müzeye

yeniyi sergiye

Bunlar bir haberdeki görüntülerin bende yarattığı çağrışımlardır. Özlemi, dostluğu, doğallığı, anlam arayışını içeren bu çağrışımlarla sohbetlerimize konuk olmak istedim.

Özgür yarınlarda buluşmak dileğiyle esen kalın!

2 Nolu F Tipi Cezaevi A 5-13 Sincan/Ankara

21.09.2010

Sanat Cephesi Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi

2006 - 2018

Map